Porjus

Önce ağaçlar tuttu onu. Ormandaki her dal kırağıyla tüylenmiş, her iğne yaprağı beyazla çizilmişti; ışık örtünün arasında bir boşluk bulduğunda sert, temiz çubuklar hâlinde iniyordu — bir filmde görsen abartılı diyeceğin türden güneş huzmeleri.
Ayakların altında karın kendine has bir yoğunluğu vardı; çıtırtıdan çok, yavaşça ikna edilen bir şeyin sesi gibiydi. Az ötede donmuş bir göl ufka dek düz ve solgun uzanıyordu; öyle durgundu ki buzdan çok buzun fikri gibiydi — manzaraya dönüşecek kadar uzun tutulmuş bir nefes.
Soğuk bir hava durumu değil. İçinde yaşadığın bir hâl.
O durgunluğun bir yerinde mavi gözler, tüyden bir yakaya takılmış kırağı, çalışan bir köpeğin sabırlı bakışı — ormanda bütün bunlara aldırmayan tek şey.
Husky’ler soğuğu insanlar gibi oynamaz. Yalnızca geçmesini bekler — göründüklerinden daha sıcak.












































